İhlâs, amellerin özüdür. Amel, ihlâssız kaldığında yalnızca bir şekilden ibaret olur. Ancak ihlâs, sadece bir gayret değil, ilâhî bir lütuftur. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yûsuf (aleyhisselâm) hakkında şöyle buyrulur:
«إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ»
“Şüphesiz o, Bizim muhlas kullarımızdandı.”[1]
Burada “muhlis” değil “muhlas” ifadesinin kullanılması dikkat çekicidir. Zira “muhlis”, ihlâsı elde etmek için gayret eden; “muhlas” ise Allah Teâlâ tarafından ihlâsla seçilmiş ve korunmuş kuldur. İmam Kuşeyrî (rahimehullah), bu farkı şöyle açıklar:
“Muhlis, amelde ihlâsı gözetir; muhlas ise Allah tarafından ihlâs ile sıfatlandırılır.”[2]
- Nefsi Terbiye Etmeden Muhlas Olunmaz
İhlâsın önündeki en büyük engel, nefsin gizli arzularıdır. Nefs, övülmeyi, görünmeyi ve beğenilmeyi sever. Bu arzular ortadan kalkmadıkça ihlâs yerleşmez. Kuşeyrî Hazretleri şöyle buyurur:
“İhlâs, nefsin hevâsına muhalefetle başlar. Nefis terbiye edilmedikçe kalp saflaşmaz.”[3]
Bu sebeple sûfîler, muhlas olmanın yolunun mücahede olduğunu belirtirler. İmam Rabbânî (kuddise sirruh) bu hususta şöyle der:
“Muhlaslık, kulun kesbiyle değil, Allah’ın ihsanıyladır. Fakat o ihsana vesile, nefse muhalefettir.”[4]
- Amelde Devam ve İstikamet
İhlâs, süreklilikle kemâle erer. Zira bir kimse bir anlık samimiyetle ihlâs sahibi olmaz; o hâl, zamanla kalpte kökleşir. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (kuddise sirruhû) şöyle buyurur:
“İhlâs bir ışıktır; o ışık istikametle parlar. Bugün ibadet edip yarın gevşeyen, o ışığı söndürür.” [5]
Kur’ân-ı Kerîm’de “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra istikamet üzere olanlar”[6] övülmüştür. Bu ayet, muhlas olmanın temelinde istikametin bulunduğunu göstermektedir.
- Halkın Nazarını Değil, Hakk’ın Rızasını Gözetmek
Cüneyd-i Bağdâdî (rahimehullah), ihlâsın tarifinde şöyle buyurur:
“İhlâs, amellerin halkın nazarından gizlenmesi ve yalnız Hakk’ın rızası için yapılmasıdır.”[7]
Muhlâs kul, insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü değil, Allah Teâlâ’nın razı olup olmadığını gözetir. Halkın övgüsü veya zemmi onun nazarında birdir. Bu hâl, “muhlaslık” derecesinin bir alâmetidir.
İbn Atâullah el-İskenderî (rahimehullah) da bu manayı şöyle ifade eder:
“Allah seni halktan gizlediği zaman bil ki, seni Kendine seçmiştir.”[8]
Bu, Allah’ın kulunu halkın beğenisinden uzaklaştırarak ihlâsla meşgul kılmasının bir tecellisidir.
- Muhlaslık Dua ile Talep Edilir
Tasavvuf ehli, ihlâsın kendi iradeleriyle değil, Allah’ın ihsanıyla elde edileceğini vurgulamışlardır. Şeyh Ebû’l-Hasen eş-Şâzelî (rahimehullah) şöyle buyurur:
“İhlâsı talep eden, onu Rabbinden talep etsin. Zira ihlâs, kulun değil, Rabbin fiilidir.”[9]
Bu sebeple sâlikler, her daim şu dua ile Allah’a yönelmişlerdir:
اللهم اجعلني من عبادك المخلصين المخلَصين
“Allah’ım! Beni ihlâs sahiplerinden ve Senin tarafından ihlâsla seçilmiş kullarından eyle.”
Netice: Gayret Kuldan, Tevfik Allah’tandır
Sonuç olarak ihlâs, kulun gayretiyle başlar; muhlaslık ise Allah’ın lütfuyla tamamlanır. İmam Kuşeyrî (rahimehullah) bunu şöyle özetler:
“İhlâs, kulun cihadıyla başlar; muhlaslık, Allah’ın tevfîkiyle meydana gelir.”[10]
Kul, riyadan kaçar, nefsini ıslah eder, amellerinde istikameti korursa; Allah Teâlâ da onu ihlâs ile nitelendirir. Artık o kul, halkı değil Hakk’ı görür; övgüde de sövgüde de yalnız Allah’a yönelir. Bu hâl, tasavvuf yolunun zirvesidir.
Dipnotlar
[1] Yûsuf, 12
[2] Risâle, s. 185
[3] Risâle, s. 185
[4] Mektûbât, I/289. mektup
[5] Mesnevî, II/2134
[6] (Fussilet, 30
[7] Tabakâtü’s-Sûfiyye, s. 73
[8] el-Hikem, 41. hikmet
[9] Letâifü’l-Minen, s. 112
[10] Risâle, s. 190














