Ramazan’ın ardından gelen Şevval ayında tutulan nafile oruçlar, mümin için kurbet vesilesi amellerden biridir. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), bu oruçları tavsiye etmiş ve onların faziletini şöyle ifade etmiştir: “Kim Ramazan orucunu tutar, sonra da Şevval’den altı gün ilave ederse, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.”1 Bu müjde, Allah Teâlâ’nın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu ve küçük görünen amellerin ne büyük sevaplara vesile olabileceğini gösterir.
Nafile ibadetler, kulun Allah’a olan muhabbetini artırır. Kudsî bir hadiste Yüce Allah şöyle buyurur: “Kulum, farzlara ilaveten nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya devam eder; nihayetinde ben onu severim.”2 Bu sevgi, kulun kalbine hidayet, huzur ve Allah katında değer kazandırır. Şevval orucu da bu türden özel bir nafile ibadettir. Ramazan’dan sonra oruca devam etmek, ibadetin sürekliliğini gösterir ve mü’mini tembellikten korur.
Ayrıca, altı gün Şevval orucu, Ramazan’da oluşan manevi atmosferi uzatır. Ramazan’dan hemen sonra gelen bu fırsat, kulun nefsiyle mücadelesine devam etmesini sağlar. Bir anlamda Ramazan’ın bir “ek uzantısı” gibidir. İmam Nevevî, bu oruçların ardışık tutulmasının daha faziletli olduğunu belirtse de, günlere yayarak tutmak da câizdir ve sevap kazandırır3.
Bu oruçlara başlamak, Allah’a yaklaşma niyetiyle atılmış küçük ama kıymetli bir adımdır. Şevval orucu, tıpkı gece teheccüdü ya da kuşluk namazı gibi; samimi kulların yakaladığı gizli hazinelerdendir.
Dipnotlar
- Müslim, “Siyâm“, 204.
- Buhârî, “Rikâk“, 38.
- Nevevî, el-Mecmûʿ, VI/379.














